Kardiyovasküler Hastalıklardan Korunmak İçin Beslenme Önerileri
Hazırlayan:
Tatarcık humması, akut, hafif seyirli,enfekte
kişide sınırlı bir prognozu olan ve en az beş immünolojik olarak farklı
flebovirüsün (Napal, Sicilya, Punta Toro, Chagres ve Candiru) neden olduğu,
böcek ısırmasıyla bulaşan bir hastalıktır . Serolojik çalışmalar dört başka
virüs tipinin daha (Bujaru, Cacao, Karimabad ve Salehabad) hastalık etkeni
olabileceğini göstermektedir . İnsanlar dışında bu virüslerin hastalığa
neden olduğu başka bir türe rastlanmamıştır. Orta Doğu'da tarla farelerinin
ara konakçı olduğu düşünülmektedir .
Flebotomlar hakkında genel bilgiler
Biyolojileri yönünden sivrisineklere çok benzerler. Kan ile beslenirler,
yalnızca dişileri kan emer. Erkeklerin ağız yapıları kan emmeye uygun değildir.
Dişileri geceleri kan emerler. Bazı flebotomlar bir kez kan emdikten sonra
yumurtlayana kadar kan emmezler, ancak Flebotomus papatasi sürekli kan
emer. Evlerin ve odaların rüzgar almayan bölgelerini özellikle yeğlerler.
Tehlike anında hızlı bir biçimde, sıçrama tarzında yana doğru uçmaları
flebotomlar için ayırıcıdır. Bu uçuş kısa mesafeleri katetmek ve her seferinde
daha yükseğe çıkmak için kullanılır. Bu biçimde flebotomlar 25-30 metre
yukarıya çıkabilirler. İyi bir uçucu değillerdir. Uçuş menzilleri 80-100
metreyi geçmez. Dolayısıyla genellikle jitler çevresinde bulunurlar. Dişi
flebotom kan emdikten yaklaşık 4-5 gün sonra ortalama olarak 20 kadar yumurta
bırakır. Yumurtalarını genellikle nemli ve karanlık yerlere bırakırlar.
Yumurtalar, üzerindeki yapışkan kısım sayesinde bırakıldıkları yerlere
yapışırlar. Yumurtaların açılması genellikle geceleri ve 5-20 güniçerisinde
olur.
F. papatasi için en uygun ortam ısı
26-27 derecedir. 20 derecenin altında larvaların gelişimi durur. 25 derecede
gelişimleri 21-26 gün iken, serin havalarda bu süre 60 güne kadar uzayabilir.
Dış koşullara en dayanıklı dönemleri larva evresinin dördüncü dönemidir.
Dişiler erkeklere göre daha dayanıklıdırlar. Dişi flebotomların yumurtlamaları
için nispi
nemin %100' e kadar yükselmesi gerekir.
Kurak yerlerde, yaşayabilmek için flebotomlar kemiricilerin deliklerine
ya da topraktaki çatlaklara saklanırlar. Düşmanları kertenkeleler
ile yumurta ve larvaları yiyen karıncalardır .
Epidemiyoloji
Tatarcık hummasının etkeni Arbovirüs
ailesinden olan bunyavirüs grubundan bir RNA virüsüdür. Tatarcık hummasının
Flebotomus papatasi ile bulaşan bir virüs hastalığı olduğu 1909'da bildirilmiştir.
Tatarcık humması 20-45 kuzey enlem dereceleri arasındaki endemik bölgelerde
ve
vektör flebotomların bulunduğu ülkelerde
görülür . Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Balkanlar ve güney doğu komşularımızda
(İran, Irak) sıklıkla gözlenmektedir. Tropikal bölgelerde flebotomlar yıl
boyunca hastalık bulaştırabilirlerken, daha soğuk iklimlerde yalnızca sıcak
aylarda etkilidirler. Orta Doğu ve Orta Asya’da hastalık sıcak ve kurak
aylarda (yaz ya da sonbahar ayları) gözlenir ve insanlara enfekte
tatarcık sineklerinin (Flebotomus papatasi) ısırmasıyla bulaşır.
Bunlar yalnızca bir kaç milimetre
boyunda olan sinekçiklerdir. Isırılan kişi eğer alerjik bir yapıya sahip
değilse ısırılan yerde ağrı hissetmez ve lokal iritasyon görülmez; ısırılanların
yalnızca %1'lik kesimi ısırıldığının farkına varmaktadır.
Tatarcık sineği geceleri beslenir,
gündüzleri (duvar çatlakları, mağaralar, evler ve ağaç kovukları) gibi
karanlık yerlerde bulunur. Yumurtlama kan emdikten birkaç gün sonra olur.
Yumurtaların kanatlı tatarcıklar haline gelmesi için yaklaşık beş haftalık
bir süre gereklidir. Yetişkin bir tatarcık sineği sıcak ortamda bir kaç
hafta yaşar.
Tatarcık hummasında enfeksiyon zinciri;
insan -flebotomus- insan şeklindedir . Flebotomların hastalardan kan emerek
virüs almaları, hastalık belirtilerinin başlamasından iki gün önce ile,
hastalık belirtilerinin kaybolmasından 24 saat sonrası arasında olur. Bu
süre dışında hastalardan kan emen dişi flebotomlar enfekte olmazlar. Tatarcıklar
kan emdikten 6-10 gün sonra bulaştırıcı olurlar ve
ömürleri boyunca bulaştırıcı kalırlar.
Virüs, yumurta ile bir nesilden diğerine geçer. Bu böcekler zemine yakın
yerlerde bulunduğundan ve 3-4 m’den yüksekliğe uçamadıklarından büyük binalarda
hastalık daha çok alt katta oturanlar arasında görülmektedir. Uçuş menzilleri
100 metreyi geçmez . Dişi tatarcıklar yumurtalarını kaya diplerine, ağaç
kovuklarına, organik maddelerden zengin nemli ve gevşek topraklara bırakırlar.
Doğada tatarcık yumurta, larva ve pupalarını bulmak çok güçtür .
Deri içi ya da ven yoluyla aşılanan
insanların %5 kadarı enfeksiyona tutulmakta, %50-75'inde ise hastalık belirtileri
ortaya çıkmamaktadır . Hastalardaki belirtiler Tatarcık sineğinin ısırdığı
insanlarda, ısırığın olduğu yerdeki deride kaşıntılı papüller oluşur ve
beş gün kadar sürer. 3-6 günlük bir inkübasyon döneminden sonra hastalık
aniden ortaya çıkar. Ateşin ortaya çıkışından 24 saat önceki ve 24 saat
sonraki dönemde kandan virüs izole edilebilir.
Hastalık genel olarak birdenbire,
titreme ya da ürpermelerle ateşin yükselmesi şeklinde başlar, bazı hallerde
önceden kırıklık, baş dönmesi, bacak ve karında anormal hisler olabilir.
Başlangıçta ya da daha sonra baş ağrısı, gözlerde yanma, göz arkasında
göz hareketleriyle ortaya çıkan ağrılar, ensede ve sırtta sertlik, oynaklarda
ve taraflarda ağrılar, tat alma duyusunda değişiklikler, iştahsızlık, bulantı,
kusma, kabızlık ya da sürgün, boğazda ağrı, burun kanaması, baş dönmesi
olabilir. Damakta küçük veziküller görülebilir ve maküler ya da ürtikeryal
döküntüler gelişebilir. Ateş, 39-40 oC kadar yükselebilir. Genellikle ateş
2-4 gün kadar sürer (üç gün
ateşi) ve bol terleme ile düşer;
ancak, 1-9 gün de sürebilir. Bazen ateş düştükten sonra kısa süren bir
yükselme de görülebilir. Nabız yavaşlar. Tatarcık hummasında yüz ve boyun
kızarmıştır. Gözde konjuktivadaki kanlanma ucu korneaya varan bir üçgen
şeklinde dikkati çeker (Pick belirtisi), fotofobi ve gözde yaşarma olabilir.
Ağızda yumuşak damakta ve yutağın arka kenarında kanlanma olabilir. Döküntü
ve lenf nodlarında şişme yoktur . 2-12 hafta içerisinde hastaların %15'inde
ikinci bir atak gelişmektedir .
Ender olarak splenomegali gelişir,
lenfadenopati gözlenmez. Ateşin ilk günü kanda lökosit sayısı normaldir,
lenfositler azalabilir ve nötrofillerin sola sapması ile gençlerin çoğalması
görülebilir. İkinci ya da üçüncü günler kanda lökopeni polinukleoz yerleşir.
Hastalığın sonunda ya da iyileşme sırasında lökopeni belirgindir . Diğer
Arbovirüs enfeksiyonlarında olduğu gibi tatarcık humması da aseptik menenjitle
ilişkili olabilir. Yine başka bir çalışmada hastalığı şiddetli geçirenlerde
hafif papil ödemine rastlanmıştır . İyileşme sırasında ateş ve belirtiler
depreşebilir, geçici depresyonlar görülebilir. Hastalık kendiliğinden iyi
olur,ölüm bildirilmemiştir.
Laboratuvar Bulguları
Beyaz küre sayısındaki değişiklikler
hastalıktaki tek pozitif laboratuvar bulgusudur. Ateşli dönemde ve düzelme
döneminde günlük olarak hastaların beyaz küreleri sayılırsa hastaların
%90'ında beyaz küre sayısının 5 000’in altında olduğu görülür. İlk gün
lenfositlerde gözlenen belirgin azalmaya,
parçalı olmayan nötrofillerdeki artış
eşlik eder. İkinci ya da üçüncü günde lenfosit sayıları normale dönmeye
başlar ve toplam lökositlerin %40-65’ini oluşturur. Bununla birlikte, parçalı
ve bant nötrofillerde düşme gözlenir. Düzeldikten 5-8 gün sonra lökositlerdeki
değişiklikler tamamen normale
döner. Tanı genellikle klinik bulgular
ve epidemiyolojik bilgiler ışığında konur. Serumda
antikor titresinde artış saptanabilir.
İmmünoloji
Bağışıklık tipe özgüdür ve bu bağışıklık
en az iki yıl sürer . Hastalığın endemik olduğu
bölgelerde virüsün 20 kadar serovarı
vardır ancak bunlardan yalnızca beşi hastalık yapıcıdır. Endemik bölgelerde
hastalık çocukluk çağında geçirilir. Bu bölgelere gelen bağışıklığı olmayan
yabancılar örneğin, askerler ve turistler sıklıkla bu hastalığa yakalanırlar.
Ayırıcı Tanı
Batı Nil humması, deng, influenza,
sıtma, sarı humma, yeni başlayan hepatit A ve B ile karışabilir .
Tedavi
Semptomatik tedavi, yatak istirahati,
uygun sıvı verilmesi ve aspirin ile analjezi önerilebilir .
Kontrol
Korunmanın temel ilkesi kişilerin
tatarcık sineği ısırıklarından korunmasıdır. Bulunulan bölgede tatarcık
sineklerinin varlığı gözden kaçabilir, çünkü tatarcık sinekleri çok sessiz
uçarlar ve ısırdıkları fark edilmeyebilir. Tatarcık sinekleri klorlu hidrokarbon
içeren insektisidlere karşı çok hassastırlar. Metrekare başına 600 mg Dieldrin
ya da 1 gr organik fosforlu herhangi bir insektisit kullanılabilir. Kalıcı
insektisitlerin iki yıla kadar etkinliğinin sürdüğü gösterilmiştir . Ayrıca
bazı bölgelerde otlar ve çalılıklar yakılarak tatarcık sineklerinin yaşam
yerleri ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Koruyucu giysiler ve sinek
kovucuların kullanılması da son derece yararlıdır. Bu tür bölgelerde yaşayanlar
özellikle geceleri, vücudu tamamen kapatacak biçimde giyinmeli, gömlek
kolları ve pantolon paçaları kıvrılmamalıdır. DEET (N,N-diethyl-mtoluamide),
açıkta kalan cilt bölgelerine uygulanmalıdır. Giysilere DEET sürülmesi
tatarcık sineklerini uzaklaştırmada yararlı olabilir. Giysilere DEET uygulanıyorsa,
bu işlem her beş yıkamadan sonra yinelenmelidir.
Kapı ve pencerelerde sinek geçirmeyecek
bariyerler ve yatak çevresinde cibinlik kullanımı gerekli olabilir. Özellikle
çocukların yataklarında cibinlik kullanmak son derece yararlıdır. Bu amaçla
kullanılacak tel ya da perdelerin santimetre karesinde en az 50 aralık
bulunmalıdır. Tatarcık sinekleri, daha büyük delikli perdelerden kolayca
geçebilirler. Perdelere permetrin sıkmak da sinekleri uzaklaştırıcı yöntemlerdendir.
Bodrum gibi kapalı yerlere uygulamada BHC ya da DDVP gibi fumigan olan
insektisitler kullanılmalıdır. Bunlardan ayrılan kristaller bütün ortamı
etkilerler.
Copyright © SAGLIKCILAR PORTALI NET Yayıncı Firmalardan İzin alınarak. Yayınlanabilir.